Avrupa Ligi: Başarı mı Teselli mi?

Stamford Brigde’in çimlerine altı yıl sonra yeniden dönen Mourinho, selefi Rafa Benitez’in bir ay önce kazandığı UEFA Avrupa Ligi’ne bakış açısını yukarıdaki sözlerle dile getirse hayat ona bu sözlerin diyetini ödetti! Tam dört yıl sonra, bu sefer Manchester United’ın başındayken UEFA Avrupa Ligi’ni Stockholm’de kaldıran Mourinho finalden birkaç gün önceki Tottenham mağlubiyetinin ardından şöyle diyordu.

“Diğer kulüplerin ne düşündüğünü ve onlar için neyin önemli olduğunu bilmiyorum. Ancak, Manchester United için kupalar kazanmak ilk dörtte bitirmekten daha önemli. Avrupa Ligi’nin büyük bir amaç olduğunu biliyoruz ve Şampiyonlar Ligi’nde oynamadığımızın da farkındayız. Ancak, biz kupalar için savaşıyoruz. Ligi ilk dörtte bitirenler de muhtemelen bizim pozisyonumuzda olmak ve bir kupa için savaşmak ister.”

Aslına bakılırsa Portekizli teknik direktörün zamanla değişkenlik gösteren yorumları; bu turnuvaya yönelik genel bakış açısının aynası niteliğinde… Şampiyonlar Ligi, kurulduğu 1992’den bu yana dünyanın en prestijli kulüp turnuvası olarak öne çıkarken, ikinci turnuvanın değeri zamana ve takıma göre değişkenlik gösterdi.  

1990’larda sadece eleme usulü oynanan – o zamanki adıyla – UEFA Kupası’nda; yarı final ve sonrasında mücadele eden takımlar arasında Juventus, Bayern Münih, Borussia Dortmund, Inter ve Arsenal gibi Avrupa’nın zirvedeki takımlarını görmek olağan karşılanıyordu. 2000’li yıllarda farklı grup formatları denenen ve 2009’da İstanbul’daki finalin ardından ikinci bir Şampiyonlar Ligi gibi konumlanarak ‘Avrupa Ligi’ adını alan turnuva; 2003’teki Porto zaferiyle birlikte dört farklı tipte kategorize edilebilecek takımların hegemonyasına uğradı: kuzeyin büyükleri, İngilizlerin hayal kırıklığıyla dolu devleri, İspanya’nın ikinci yenicileri ve ayak sesleri duyulanlar…

2000’li yılların ikinci yarısında – 2005’te CSKA Moskova, 2008’de Zenit ve 2009’da Shakhtar Donetsk – kuzeyden petrol sermayesiyle birlikte esen rüzgar, ‘ikinci turnuva’nın değerinin sorgulanmasına yol açtı. Ancak, bu sorgulama hali söz konusu takımlar açısından elde edilenin büyük bir başarı olduğu gerçeğini değiştirmedi.

Altın jenerasyonunun son demlerinde (2004) kupayı kaldıran Valencia ve sonrasındaki 15 yılda ipi İspanyolların göğüslediği sezon sayısı tam tamına 9… Valencia’nın ardından gelen 8 şampiyonluk kupası ise Sevilla (5) ile Atletico Madrid’in (3) müzesinde! Son dönemdeki İspanyol dominasyonunu daha da kuvvetlendiren diğer bir durum ise 2007 ve 2012 finallerinde kaybeden takımların dahi La Liga’dan gelmesi. İspanya’nın baş altı takımları olarak nitelendirilemeyecek Espanyol ve Athletic Bilbao’nun, Avrupa’nın en değerli ikinci kupasında finale kadar gelmesi İspanyollar için dahi azımsanamayacak bir başarı…

Bükreş’teki 2012 finalinden bu yana sadece İngiliz devleri Chelsea (2103) ile Manchester United (2017) İspanyollardan rol çalabildi. Chelsea ile Arsenal’in 2019 finalinde karşılaşmasıyla bu istatistiğe bir çentik daha atıldı. Özetlemek gerekirse; 2012’de Atletico Madrid ile başlayan 8 yıllık süreçte kupaların 5’ini İspanyolların ikinci yenicileri, 3’ünü ise İngilizlerin hayal kırıklığı yaşayan devleri kazandı. 

Avrupa’nın en değerli ikinci organizasyonda mutlak başarı hikayesi yazanlar ise yukarıda dördüncü kategori olarak belirtilen ‘ayak sesleri duyulanlar’… 2003’te Mourinho liderliğinde kupayı kaldıran Porto, sadece bir sene sonra Gelsenkirchen’de Şampiyonlar Ligi’ni kaldırdı. İspanyolların ikinci yenicilerinden Atletico Madrid ise (2011’in son günlerinde Diego Simeone’nın göreve gelmesinden sadece 6 ay sonra) kaldırdığı Avrupa Ligi ile sonraki yıllarda bizi nelerin beklediğini gözler önüne serdi. Mourinho’ya finalde kaybeden Ajax da yepyeni jenerasyonuyla 2019’un ‘ayak seslerini’ 2017’de duyurmuştu.

1992-1993 sezonundan bu yana 9 farklı ülkeden 17 takım Avrupa’nın ikinci kupasını müzesine götürdü. 2004’ten bu yana 9 şampiyonluğu bulunan İspanya’yı takip eden İtalya ise 1993-1999 arasındaki 6 sezonun 5’inde mutlu sona ulaşsa da geçtiğimiz 20 yılda UEFA Avrupa ligi şampiyonluğuna hasret kaldı.

Fransa, İskoçya ve Avusturya temsilcileri ise 1993’ten bu yana çıktığı final maçlarını kazanamadı. Fransız temsilcisi Marsilya oynadığı 3 finali de kaybederken, Bordeaux 1996’daki finalde Bayern Münih’e mağlup oldu. Fransa’nın yanı sıra İskoçya’nın iki devi Rangers ile Celtic de birer kez final finale çıkmasına rağmen mutlu sonra ulaşamadı. Avusturya temsilcisi Salzburg ise 1994’teki finalde Inter’e kaybederek kupayı müzesine götüremedi.

Final, yarı final ve çeyrek finallerdeki takım sayısı bakımından zirvede yer alan İspanya; aynı sezonda 4 takımla birden çeyrek finalde temsil edilen tek ülke olarak öne çıktı. Barcelona, Celta Vigo, Alaves ve Rayo Vallecano’nun çeyrek finale kaldığı 2000-2001 sezonunda finale kalan tek İspanyol takımı Alaves ise Liverpool’a yenilerek ikincilik madalyasıyla evinin yolunu tuttu. 

İngiltere, finalde iki takımla temsil edilecek 4. ülke olarak tarihe geçti. 1995 ve 1998’de İtalya, 2007 ve 2012’de İspanya ve 2011’de ise Portekiz temsilcileri bu başarıya imza atmıştı.

Almanya ve İtalya geçtiğimiz 27 sezonda çeyrek finalde 29 takımla temsil edilerek İspanya’nın ardından bu alanda ikinci sırayı paylaştı. Bu dönemde Alman ve İtalya temsilcileri çeyrek final ve sonrasında 12 kez karşı karşıya geldi. Özellikle son 10 yılın en başarılı ülkeleri olarak öne çıkan İspanyol ve İngiliz temsilcileri de çeyrek final ve sonrasında 12 kez karşılaşırken, finalde 4 kez karşı karşıya geldi. Bu finallerde İspanyollar Sevilla (2 kez) ve Atletico ile zafere ulaşırken Liverpool 2001’deki inanılmaz finali altın golle 5-4 kazanarak UEFA Kupası’nı müzesine götürdü.

Aynı ülke takımlarının eşleşmelerine bakıldığında ise göze çarpan ilk husus; Arsenal-Chelsea finalinin çeyrek final ve sonrasında iki İngiliz takımının eşleştiği ilk maç olarak tarihe geçecek olması… Cagliari, Braga, Sevilla ve Atletico Madrid ise bir sezonda iki ulusal rakibini eleyen takımlar olarak öne çıktı. Sevilla ile Atletico Madrid yarı final ve final maçlarında ulusal rakiplerini yenerken, Braga yarı finalde Benfica’yı geçse de finalde Falcao’ya engel olamadı ve Porto’ya kaybetti. İtalyan temsilcisi Cagliari ise 1993-1994 sezonunda çeyrek finalde Juventus’u elerken yarı finalde Inter’e elendi.

1992-1993 sezonundan bu yana en çok final oynayan Sevilla 5 finalin tamamını kazanarak müthiş bir başarıya imza attı. Geçtiğimiz 10 yılda 3 finale çıkan Atletico Madrid de Sevilla gibi çıktığı tüm finalleri kazandı. 1994-1998 arasında 3 kez finale çıkan Inter 2 kez mutlu sona ulaşırken Marsilya ise son 20 yılda çıktığı 3 final maçını da kaybetti.

Geçtiğimiz 27 sezonda 6 kez çeyrek finale kalan ve bu konuda en başarılı takım olan PSV Eindhoven bu eşleşmelerin tamamında elenip yarı finale kalamayarak ilginç bir istatistiğe imza attı. 

Leave a Reply

Your email address will not be published.